Sürdürülebilir yaşam için politika, radikal yolu mu yoksa evrim yolunu mu izlemeli?

English

Doğada radikal değişimler, deprem, volkanik patlamalar, meteor yağmuru, iklim değişimi gibi nedenlerle yaşama alanlarında meydana gelmekte; genellikle fiziksel, abiyotik yani cansız maddede gerçekleşmekte. Evrimsel değişimler ise, biyolojik, canlı maddede gerçekleşmektedir.

Radikal değişimler doğası gereği, devirici, hızlı, yıkıcı ve şiddetli olmaktadır. Evrimsel değişimler ise, doğası gereği şiddetsiz, yavaş, bozmadan bütünleştirici olmaktadır. Buna en iyi örnek 3 ana aşamada evrimleşen insan beynidir: İlkel beyin, limbik beyin ve korteks beyin! Beyin evriminin bu üç aşaması, bugün iç içe ve üst üste yaşamını birlikte tek bir dizge uyumu içinde sürdürmektedir. Radikal değişimler, tersinemezdir. Ah yanlış yaptık; hadi baştan alalım diye bir şey yoktur. Geride kalan tüm gemileri yaktığı ve yıktığı için geri dönüp, tekrar başlayabilmek gibi bir şans yoktur. Evrim, çevresine uyum sağlar! Radikal değişim, çevreyi kendine uydurur. Evrim, pasiftir, mevcudu öldürmeden yaşamı zenginleştirir. Radikal değişim, aktiftir, mevcuttan öldürerek yaşamı zenginleştirir. Evrim, çevre ile çok boyutlu ilişkiler geliştirmektir. Radikal değişim, çevreyi doğru olduğu düşünülen tek boyuta indirgemektir. Evrim, canlı doğaya dair yumuşak ve yavaş bir değişimken, radikal değişim cansız doğaya dair sert ve hızlı bir değişimdir. Canlılığın çevreye akordu evrimseldir ki akort’un Latince kökü de “ad cordis” yani akıl ve gönüle doğru demektir! Bu akıl ve gönül, temelde gezegenimizdeki canlı ve cansız bileşenlerden oluşan organik yapıyı temsil eden Gaia’nın aklı ve hakkıdır ki bu akıl ve haklar çerçevesinde insan yaratıcı, girişimci ve özgürdür!

Tabii, evrimin milyarlarca yılda geliştirdiği yaşamda kalma politikaları ve yöntemleri, hem denenmişliği, hem de uygulanabilirliği açısından önemli esin kaynakları bizler için.

Yaşamın, prokaryot ve ökaryot gibi ilkel hücrelerin(bakteri ve mikroorganizmalar) temel biyokimyasal mekanizmalarını evrim sürecinde mükemmelleştirmesi 3 milyar yıl gibi bir zaman almıştır. Çok hücreli daha karmaşık yapılar, 0.5 milyar yıl gibi çok daha kısa bir zamanda gelişmiştir ve çok hücreli yapıların geliştiği bu 0.5 milyar yılın hemen ardından ikinci 0.5 milyar yılda bitkiler ve hayvanlar gelişmiştir. Yaşam aslında zamansal, miktarsal ve türsel çokluk ve büyüklük açısından bakteri ve mikroorganizmaların üretimidir. Bakteriler gibi hancı mikroorganizmalar yanında, bitkiler ve hayvanlar, yeryüzündeki yaşam evrenin kenar mahallesinde, eğriti yolculardır aslında. Zaman içinde mükemmelleşmiş bu biyokimyasal süreçler, her ne kadar bugünkü yeşil kimyaya ve hatta yeşil politikaya esin kaynağı olsun diye mükemmelleşmediyse de, en büyük esin kaynağı olmuştur ve olmaya da devam edecek gibi görünmektedir.

Zaman içinde mükemmelleşmiş bu temel biyokimyasal metabolik süreçler neredeyse yaşayan her canlıda aynıdır! Bu yeşil yöntemin sırrı nedir acaba? Kısaca, az kaynak ile çok iş yapmaktır. Yani, verimlilik ve tasarruf ile niteliksel zenginlik yaratmaktır… Ölçü içinde yıkmadan, tüketmeden, üretmektir! Üretimi tüketmeden yararlanmaktır! Nasıl mı? Hücre içinde çok temel biyokimyasal bir süreç olan “Tersinebilir Protein Fosforlanması”na bakalım: 1992 yılında fizyoloji alanında Nobel kazanmıştı bunu fark eden Fischer ve Krebs! Hücre düzenlemesinde anahtar bir olaydır bu! Fosfor sökebilen bir protein, ATP’deki 3 fosfor atomundan birini söker ve yakınındaki başka bir proteine söktüğü bu fosfor atomunu takar. Fosfor eklenen protein, eski şeklini kaybeder ve yeni bir şekil kazanır. Bu yeni şekil, ona yeni işlevler kazandırır. İşlevlerini yerine getirdikten sonra, fosfor sökücü protein tarafından fosforu sökülür, ATP’ye iade edilir ve eski şekline ve işlevlerine geri döner. İşte, bu sökme veya takma işlemi için gerekli enerji, moleküler biyolog Oktay Sinanoğlu’nun ifadesi ile yaklaşık 50 ila100 kcal/mol’dür. Fakat bir seferde bu enerji kullanılsa, önce bu proteinlerin, sonra hücrenin yaşamı tehlikeye girer. Bu nedenle her bir işlem, her biri sadece 7 kcal/mol enerji taşıyan ATP sayesinde 14 adımda gerçekleşir. 100 / 7 yaklaşık 14 küçük güzel adım yapar! Bu küçük güzel adımlar sayesinde hücrenin ölçüleri içinde tüketmeden üretim yapılmış olur. Tüketmek yerine sürekli ve çevrimsel bir yararlanma söz konusudur.

Böylesine sürdürülebilir ve tersinebilir çevrimsellik ve tüketmeden yararlanma, benzeri toplumsal bir evrimleşme sürecinden geçen dilde de görülür. “Güneş ile yüreklendik ki yürek geceyi güneşledi!” cümlesinde görüldüğü gibi isim fiil olur, fiil isim olur “tersine protein fosforlanması’nda olduğu gibi eklerle. Yapım ve çekim ekleri olmayan bir dil nasıl olurdu acaba? Az kökle çok kelime üretilebilir miydi acaba? Ya da, az kelime ile çok cümle? Bu şekilde verimlilik ve tasarruf ile niteliksel ya da biçimsel zenginlik yaratılabilir miydi? Dilbilgisel ölçü içinde yıkmadan, tüketmeden, üretim yapılabilir miydi?

Klasik kimya A+B=C’de olduğu gibi yüksek enerjileri bir seferde uygulamak suretiyle yakarak, ezerek, yıkarak C’ye ulaşırken, yeşil kimya veya yeşil politika A+F-N*K/s+T+R-O*E*E…=C gibi çok daha dolaylı, uzun, çok daha geniş çeşit katılımlı sinerjik ama enerji verimliğini maksimize eden küçük güzel çevrimsel adımlarla C’ye ulaşır.

Fakat ekolojik felaketten kurtulmak için toplumsal olarak değil evrim, devrim bile yapacak zaman yok! Çünkü devrimi doğanın cansız bileşenleri yapmak üzere! İnsanın azgın egoist tüketim kültürü nedeni ile doğanın şu an yapmakta olduğu ve yapmaya devam edeceği radikal değişime uyabilmek ve akort olabilmek için bireysel (d)evrimlerimizi bir an önce yapıp, canımızı kurtarmalıyız! Belki bizi gören birileri de bizi izler! Unutmayalım ki, doğadaki karıncalar, arılar, kuşlar ve balıkların sürü sinerjisinden doğan kolektif aklının ve gönlünün verdiği mesajlar, çok kısa zaman aralıkları içinde oldukça incelikli ve yaratıcı toplumsal eylemler olabileceğini göstermekte!

Reklamlar